12 Aralık 2013 Perşembe

KURULUŞLAR İÇİN PAZARLAMADA, TANITIMDA İÇERİKLE PAZARLAMA TRENDİ


19 Kasım 2013, 30 KASIM 2013



Contents




















ÖZET


Bu dokümanda;
3-5 sayfalar arasında özetin özeti,
6-9 sayfalar arasında, dünyada internet sebebiyle insan beyninde ortaya çıkan gelişmelerden hareket ederek, tüketicilere kuruluşların kendilerini anlatmaları konusunda farklı bir hizmet ortaya koyan CONTENLY Şirketinin web sitesinden seçilen sayfalar,
10-11. sayfalarda Serdar Turgut’un 4 yazısından seçilenler,
12-24. sayfalar arasında Serdar Turgut’un 4 yazısı,
28-30. sayfalar arasında Hikaye anlatımı konulu 2 yazı,
linklerinde yer alan  İÇERİKLE PAZARLAMA AKSİYONLARI  başlıklı yazıdan seçmeler yer almaktadır.

ÖZETİN ÖZETİ


İNTERNET SEBEBİYLE  İNSAN BEYNİ DEĞİŞTİ; OKUMA, BAKMA, ALGILAMA BİÇİMİ KISA SÜRE ÖNCESİNE GÖRE ÇOK FARKLI.
Yapılan birçok araştırmanın sonucu aynı derecede dramatik. Dijital dünyalarda yaşamaya alışmış, bilgilerini internetten almaya koşullanmış beyinler kısa bir süre sonra son derece basit içerikli metinleri bile okuyamaz hale geliyorlar. (Serdar Turgut, Beyin hastalığı salgını. 13 Nisan 2013)
Bu köşede hep söyledim, insan beyni değişti; okuma, bakma, algılama biçimi kısa süre öncesine göre çok farklı. Bu yüzden içeriğin kral olduğunu kabul etmekle birlikte, farklı tüketicilere ne tür içeriği, nasıl özgünleştirip hangi anlatım yollarıyla vereceğimiz konusunda çok dikkatli olmalıyız. (Serdar Turgut, Markalı içerik 14 Kasım 2013
Yeni beyinler dijital devrimle değişmeye başladı. Artık beyinler daha çok duyguları koordine eden bölümüyle veya eski beyin diye adlandırılan, bize ilkel insandan bu yana devredilen genlerimize kazınmış, beynin davranışları koordine eden bölümüyle düşünüyorlar. İnternet ve dijital devrim beynin bu bölümlerine hitap ettiği için son derece başarılı. (Serdar Turgut, Medya, hikâyesini nasıl anlatacak? 15 Kasım 2013
Eski beyin bilinçdışı davranışlarımızı yani hayatta kalmamız, gündeliği sürdürebilmemiz için gereken her şeyi koordine ediyor. İlkel insanı düşünün; bu insan tabii ki okuyamadığından hayatı sadece görerek anlamaya çalışıyor, gördüğü hakkında duygularıyla düşünmeye çalışıyor. Bu arada hızlı olan her şeye karşı da duyarlı. Doğal ortamında ani bir değişiklik gördüğü an dikkati buna çekiliyor. (Serdar Turgut, Medya, hikâyesini nasıl anlatacak? 15 Kasım 2013
İnternet kuşağı da görerek düşünüyor, hıza takıntılı ve doğal ortamında veya gördüğünde yapılan her değişiklik onun da dikkatini çekiyor. (Serdar Turgut, Medya, hikâyesini nasıl anlatacak? 15 Kasım 2013

NE YAPMALI?
Yeni medyanın gazeteciliğe açtığı imkânlar çok fazla, ama o imkânları kullanıp kullanamayacağımız, içerik tüketicisinin beyninin nasıl değiştiğini anlamamıza, yeni medyanın bize sunduğu teknikler ve sunuş biçimlerinden de haberdar olmamıza bağlı. (Serdar Turgut, Markalı içerik 14 Kasım 2013
21'inci yüzyılın, dünyası her iş dalında dikkatleri çekmeyi beceremeyenlerin öleceği, silineceği bir ortam. Bu her iş dalında böyle olduğu gibi özellikle medya alanında daha da geçerli. Büyük rekabet ortamında dikkatleri çekmek, ancak insanlara özgün, farklı ve ilginç içerikler vermekle mümkün olabiliyor. (Serdar Turgut, Türk medyasında beyin ölümü 05 Kasım 2013
Medya ve onunla ilişkili halkla ilişkiler ve reklam sektörü şunu anlamak zorunda: Bizlerin eskiden alıştığımız hikâye anlatma biçimleri artık geçerli değil. Onlarda ısrar ettiğimiz takdirde, kendimizi değiştirmediğimiz zaman anlattığımız hikâye üzerinde ne kadar çalışılmış olunursa olunsun tüketici tarafından anlaşılmayacaktır veya kabul edilmeyecektir. Medya, hikâyesini nasıl anlatacak? 15 Kasım 2013

NE  YAPMALI: GÖRSELLERLE (VİDEO VE FOTOĞRAF)  ÇALIŞIN, HIZA VE DEĞİŞİME ÖNEM VERİN
Medya teorisyenleri eğer bu dönemde medyada başarılı olunacaksa görsellerle çalışan, hıza ve sürekli değişime önem veren yeni medyalar yaratmamız gerektiğini düşünüyorlar. Medya, hikâyesini nasıl anlatacak? 15 Kasım 2013

…………………………….
Bu yüzden görselliğe vurgu yaparak çalışan, içgüdüsel tepkilerimize hitap eden, hızlı değişen ve ilk önce özgün olmayı başaran medya girişimleri başarılı olacak. Medya, hikâyesini nasıl anlatacak? 15 Kasım 2013

………………………
İçeriğimiz ne kadar sağlam olursa olsun görsel kullanmadığımız veya audio olmadığı zaman, heyecan yaratan veya ilgi çeken bazı sürprizler yapmadığımız zaman bu içeriğimize bakılmayacak.
Ayrıca bizler çizgi film, video oyunları ve televizyon sitcom'ları gibi farklı hikâye anlatma biçimlerini gazeteciliğimizin ürünlerini anlatmak için nasıl kullanırız, bunları da artık düşünmemiz lazım. Medya, hikâyesini nasıl anlatacak? 15 Kasım 2013

NE YAPMALI – HİKAYE ANLATIN
Bu dokümanda 25-27. Sayfalarda bunun nasıl olacağı anlatılıyor.

NE YAPMALI – DİĞER, İÇERİKLE PAZARLAMA AKSİYONLARI

Aksiyon 1: yayıncı gibi davranın
Aksiyon 2: İçerik sunumunu tek formatla sınırlı tutmayın
Aksiyon 3: içeriği izleyiciye iletirken konuyu değişik açılardan, değişik derinliklerde ve değişik formatlarda sunmak gerekir
Aksiyon 4: İçerik müşterileri satın alma yolunda ilerletmelidir
Aksiyon 5:  içeriği izleyiciye iletirken konuyu değişik açılardan, değişik derinliklerde ve değişik formatlarda sunun
Aksiyon 6:  İçerik için doğru konu başlıkları bulun.
Aksiyon 7:  : “Yaptığınız işi, sorunu nasıl çözdüğünüzü anlatın ve asla bir şey satmaya çalışmayın.”
Aksiyon 8: İçeriği çalışanlarla birlikte oluşturun.
Aksiyon 9: İçeriği satın alma aşamalarıyla eşleştirin
Aksiyon 10: İçerikle pazarlamanın trafik yaratma stratejisinin bir parçası olduğunu unutmayın
Aksiyon 12: Bir yayıncı gibi düşünün ve bir içerik takvimi oluşturun
Aksiyon 13: İçeriği ücretsiz düşünün

SERDAR TURGUT’UN YAZILARINDA SÖZ ETTİĞİ ŞİRKET:

CONTENTLY ŞİRKETİ

Manifesto

Original storytelling wins.

People don't want "content"; they want compelling stories.
We all know now: Anyone can be a publisher, and talented journalists and creative people can live and work from anywhere. But good publishing is not simply words on a page or photos in a stream, no matter who's behind it.
Quality in content is in the story, in the human connection, the difference made. In the connected world, we are no longer confined to a few sources of information and entertainment, and we are no longer beholden to gimmicky publishers and their tactics. We will find and share the good stories, and good stories alone.
Great stories make ideas stick. When told right, they inspire people to make ideas happen. Unoriginal stories, thoughtless publishing, and aggregation of others' content under the guise of so-called "curation" will never come close to the power of fresh insights and true stories never before told.
Those who tell and promote the best stories—in the best ways—will increase in reputation and trust, fans and influence. Journalists will build their personal brands. Businesses will make a difference. Media companies will thrive.
In 2011, we said that content farms would soon be dead. Today, they basically are, thanks to changes in search and social media. Half-hearted publishers and automators who think quality content is easy will be the next to expire, but great storytellers who pour their hearts into creating content people want to share will never go extinct.
We can change the world through storytelling. So let's change it.
Contently, 2013
·         Make stories, not ads

·         Contently Code of Ethics

·         Old Manifesto

More Thought leadership from Contently

·         The Content Strategist
Content Strategist.News and Analysis on Content, Advertising, and the Future of Storytelling, from Contently.
·         The Freelance Strategist
Freelance Strategist.Smart resources for hired guns and independent storytellers.








How Red Bull Takes Content Marketing to the Extreme.http://mashable.com/2012/12/19/red-bull-content-marketing/

In the World of Branded Content, Original Always Wins. http://adage.com/article/digitalnext/world-branded-content-original-wins/239269/


Contently’s Code of Ethics for Journalism and Content Marketing. http://contently.com/strategist/2012/08/01/ethics/

Stop Linkbait Before It Ruins Content Marketing. http://mashable.com/2013/07/12/linkbait-content-marketing/

the-true-story-of-the-brooklyn-nets . THE TRUE-LIFE LOVE TRIANGLE BETWEEN A BOROUGH, A BASKETBALL TEAM, AND AN AD AGENCY. http://contently.com/strategist/2013/07/01/the-true-story-of-the-brooklyn-nets/


THE KEY TO CONTENT MARKETING (AND BUSINESS): BE LESS SELF-CENTERED. http://www.fastcocreate.com/1680795/the-key-to-content-marketing-and-business-be-less-self-centered


Content Strategist: Insights and Analysis on Brands, Storytelling, and the Future of Content, by Contently . http://contently.com/strategist/

http://contently.com/strategist/ adresinde birçok makale daha var.


----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Serdar Turgut: Yeni Medya. İstanbul: Destek, 2013.

"Dünyanın sonunun 2012'de geleceği sanılıyordu aslında armagedon çok önce başlamıştı. Büyük alt-üst oluş medyada yaşanıyordu. Ne olacağı kimin ölüp kimin ayakta kalacağı bu çalışmada!

Sadece pratik bir gazeteci olmakla kalmayıp aynı zamanda kültürel çalışmalar disiplini alanında çok önemli bir medya teorisyeni de olduğunu ortaya koyan bu kitabıyla Serdar Turgut medyayla ilgilenen herkese çağı anlama ve yorumlama sürecinde çok değerli ve anlamlı bir katkıda bulunuyor...
-Mehmet Kenan Tekdağ-

Serdar Turgut şimdi bize "Bu oyun bitti " diyor. Yeni oyunları öğrenmek lazım diyor...
Artık medya bonolarını tokatlamak yetmiyor. Sille tokat girmek gerekiyor. Bu kitap işte onu yapıyor.
-Ertuğrul Özkök-

Şimdi gazeteciliğin geleceği üzerine kafa yorup düşüneceğimiz bir çalışma var elimizde: Ne yapmalı, sorusunun yanıtı için bol bol düşünmek, biraz da geleceğimizden korkup endişelenmek için tam zamanı.
-Oray Eğin -

"Ey güzel insanlar!... Eğer kendinize gazeteciliği meslek olarak seçecekseniz; şu an elinizde tuttuğunuz bu kitabı mutlaka okumalısınız... Çünkü geleceğin gazetecisini başarıya ulaştıracak her türlü bilgi bu kitapta var..." 
-Adnan Berk Okan, Medya Analisti-
(Tanıtım Bülteninden)

Türkçe (Orijinal Dili:Türkçe)
168 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 13 x 21 cm 
İstanbul, 2013
ISBN : 9786054771981"

http://www.idefix.com/kitap/yeni-medya-serdar-turgut/tanim.asp?sid=HLQWUFJ1MM0MYM8F7WFX
------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Serdar Turgut’un 4 Yazısından önemli Pasajlar


Beyin hastalığı salgını. 13 Nisan 2013
Yapılan birçok araştırmanın sonucu aynı derecede dramatik. Dijital dünyalarda yaşamaya alışmış, bilgilerini internetten almaya koşullanmış beyinler kısa bir süre sonra son derece basit içerikli metinleri bile okuyamaz hale geliyorlar.

Markalı içerik 14 Kasım 2013
Bu köşede hep söyledim, insan beyni değişti; okuma, bakma, algılama biçimi kısa süre öncesine göre çok farklı. Bu yüzden içeriğin kral olduğunu kabul etmekle birlikte, farklı tüketicilere ne tür içeriği, nasıl özgünleştirip hangi anlatım yollarıyla vereceğimiz konusunda çok dikkatli olmalıyız.
……………………
Yeni medyanın gazeteciliğe açtığı imkânlar çok fazla, ama o imkânları kullanıp kullanamayacağımız, içerik tüketicisinin beyninin nasıl değiştiğini anlamamıza, yeni medyanın bize sunduğu teknikler ve sunuş biçimlerinden de haberdar olmamıza bağlı.

Türk medyasında beyin ölümü 05 Kasım 2013
21'inci yüzyılın, dünyası her iş dalında dikkatleri çekmeyi beceremeyenlerin öleceği, silineceği bir ortam. Bu her iş dalında böyle olduğu gibi özellikle medya alanında daha da geçerli. Büyük rekabet ortamında dikkatleri çekmek, ancak insanlara özgün, farklı ve ilginç içerikler vermekle mümkün olabiliyor.

Medya, hikâyesini nasıl anlatacak? 15 Kasım 2013
Medya ve onunla ilişkili halkla ilişkiler ve reklam sektörü şunu anlamak zorunda: Bizlerin eskiden alıştığımız hikâye anlatma biçimleri artık geçerli değil. Onlarda ısrar ettiğimiz takdirde, kendimizi değiştirmediğimiz zaman anlattığımız hikâye üzerinde ne kadar çalışılmış olunursa olunsun tüketici tarafından anlaşılmayacaktır veya kabul edilmeyecektir.
Yeni beyinler dijital devrimle değişmeye başladı. Artık beyinler daha çok duyguları koordine eden bölümüyle veya eski beyin diye adlandırılan, bize ilkel insandan bu yana devredilen genlerimize kazınmış, beynin davranışları koordine eden bölümüyle düşünüyorlar. İnternet ve dijital devrim beynin bu bölümlerine hitap ettiği için son derece başarılı.
Eski beyin bilinçdışı davranışlarımızı yani hayatta kalmamız, gündeliği sürdürebilmemiz için gereken her şeyi koordine ediyor. İlkel insanı düşünün; bu insan tabii ki okuyamadığından hayatı sadece
görerek anlamaya çalışıyor, gördüğü hakkında duygularıyla düşünmeye çalışıyor. Bu arada hızlı olan her şeye karşı da duyarlı. Doğal ortamında ani bir değişiklik gördüğü an dikkati buna çekiliyor.
İnternet kuşağı da görerek düşünüyor, hıza takıntılı ve doğal ortamında veya gördüğünde yapılan her değişiklik onun da dikkatini çekiyor.

Medya teorisyenleri eğer bu dönemde medyada başarılı olunacaksa görsellerle çalışan, hıza ve sürekli değişime önem veren yeni medyalar yaratmamız gerektiğini düşünüyorlar.
…………………………….
Bu yüzden görselliğe vurgu yaparak çalışan, içgüdüsel tepkilerimize hitap eden, hızlı değişen ve ilk önce özgün olmayı başaran medya girişimleri başarılı olacak.
………………………
İçeriğimiz ne kadar sağlam olursa olsun görsel kullanmadığımız veya audio olmadığı zaman, heyecan yaratan veya ilgi çeken bazı sürprizler yapmadığımız zaman bu içeriğimize bakılmayacak.
Ayrıca bizler çizgi film, video oyunları ve televizyon sitcom'ları gibi farklı hikâye anlatma biçimlerini gazeteciliğimizin ürünlerini anlatmak için nasıl kullanırız, bunları da artık düşünmemiz lazım.














Serdar Turgut
Beyin hastalığı salgını
13 Nisan 2013 Cumartesi, 11:49:30 Güncelleme: 14:08:22
YENİ medya-beyin fonksiyonlarını irdeleyen ve bunlardan toplumsal sonuca varmayı hedefleyen
yazılarım nedeniyle birçok bilim insanından, doktorlardan ve psikologlardan telefon alıyorum.
Bazıları yaşanmakta olan sürece "beyin hastalığı" denilmesinden yanalar. Çünkü fiziksel temeli olan
bir tür hastalık gerçekten salgın gibi yayılıyor; gayet tabii ki bu bir akıl hastalığı değil, ikisini birbirine
karıştırmamak lazım.
"Beyin hastalığı" lafı sizleri itiyorsa, rahatsız ediyorsa bu yazıya "Okumaya veda" gibi romantik bir
başlık da atabilirdim, ama sonuçta diyeceklerim açısından bir şey fark etmezdi.
Yapılan birçok araştırmanın sonucu aynı derecede dramatik. Dijital dünyalarda yaşamaya alışmış,
bilgilerini internetten almaya koşullanmış beyinler kısa bir süre sonra son derce basit içerikli metinleri bile okuyamaz hale geliyorlar.
İnternet sitelerinde linklere odaklı hızlı okumalar için ekranı aşağıya kaydırmalar ve tablette
durmadan ekranla oynayarak konsantresiz bakmalar sonucunda yazılı metinleri soldan sağa ve
aşağıya doğru aşamalı okumak yeteneği tamamen ortadan kalkıyormuş.
Yine birçok araştırma gösteriyor ki, burada tek bir insanın sorunundan değil, bir toplumsal olaydan
bahsediliyor. Sonuçta sakin ve derin tek başına okumaları yapan bireylerden oluşan toplumdan, en
basit metni bile okuyamayan bireylerden oluşan bir topluma dönüşüyoruz.
Yalnız başına çekilerek tek başına yapılan sakin ve derin okumaların beyinleri eğittiği ve beynin
rasyonel düşünce üreten bölümlerini çalıştırdığı biliniyor. Önündeki ekrana sürekli hiperaktif biçimde
bakan ve orada yazılanları okuyamayan, okusa da artık anlayamayan insanların gözlerinin o
sayfadan kaçmalarını sağlayacak linkler aradığı bir dünyanın ciddi bir medeniyet sorunsalı olduğu bir
gerçektir.
Sakin ve derin okumaların yok edildiği bir dünya, daha birçok toplumsal olayda hastalığa karşı
direnmeye çalışan beyinleri rahat bırakmıyor. Herkesi aynı biçimde teslim almaya çalışıyor bu beyin
hastalığı salgını. Sadece okuma biçimimiz değil, diğer bazı sığınma noktaları da ağır bir saldırı altında.
Şimdi bireyin kendini vererek derin bir biçimde müzikle beslenebileceği klasik müzik dünyasına da el
atılmış durumda. Örneğin, Virginia'da Wolf Trap arenasında ulusal senfoni orkestrasının Beethoven'in
Pastoral Senfonisi performansında konser sürerken şef Emil de Cou sürekli twitler atarak çalınan
müziğin anlamını açıklamış. İzleyenlerin de birbirleriyle twitleşmeleri konser süresince teşvik edilmiş.
Bu, sakin biçimde bireyin müziğin sihrine gömülüp beynine enerji vermesini engelleyen bir yeni
medya müdahalesidir. Tiyatro izleyicilerinin temsil sürerken oyunu birbirleriyle Twitter'da tartışmaları
da teşvik ediliyormuş. Anlayacağınız, ne kitap okurken ne de klasik müzik dinlerken hiçbir zaman
aradığımız sakinliği ve derin düşünme imkânını bulamayacağız. Çünkü artık bu şekilde davrananların
var olduğu bir dünya istenmiyor.
Buna medeniyet değişimi de demek imkânsız; çünkü bu beyin hastalığı salgını eski medeniyeti
çökertirken yerine pek de anlamlı bir şey koyamıyor.
Okuyamayan insanlar tabii ki yazamayacaklar da... Her türlü veriyi, bilgiyi bilgisayar oyunu gibi görüp
onlara bakmakla yetinecekler, sonra da Armageddon günü yaklaşacak ve entelektüel çöküş
nedeniyle yaygınlaşan aptallığın sonucunda bir çöküş yaşanacak.



Serdar Turgut
Markalı içerik
14 Kasım 2013 Perşembe, 09:22:36 Güncelleme: 13:34:36
YAPILAN araştırmalar, son 17 yılda medyadaki içeriğin tüketilme biçiminin, 200 yılda olan değişimden
daha fazla olduğunu gösteriyor.
Bu köşede hep söyledim, insan beyni değişti; okuma, bakma, algılama biçimi kısa süre öncesine göre
çok farklı. Bu yüzden içeriğin kral olduğunu kabul etmekle birlikte, farklı tüketicilere ne tür içeriği, nasıl özgünleştirip hangi anlatım yollarıyla vereceğimiz konusunda çok dikkatli olmalıyız.
Yeni medyanın gazeteciliğe açtığı imkânlar çok fazla, ama o imkânları kullanıp kullanamayacağımız,
içerik tüketicisinin beyninin nasıl değiştiğini anlamamıza, yeni medyanın bize sunduğu teknikler ve
sunuş biçimlerinden de haberdar olmamıza bağlı.
Bu nedenle medya olağanüstü hızlı bir değişim içinde. Reklamcılık sektörü de bu değişime ayak uydurmak zorunda ve medyayla yakın işbirliği içinde çalışmalı.
Medya olarak gazeteye, televizyona alışmış reklam sektörü, internete, dijital dünyaya nasıl adapte olacak? Yeni yükselen değer olan mobil araçlarda nasıl reklam stratejileri izlenecek ve gazeteciler bu
medyaya uygun içeriği reklamcıları da düşünerek nasıl üretecek?
Sektörümüzün sıcak meselesi özetle budur. Ama bizim dünyamız öyle hızlı bir değişim içinde ki,
hemen her gün yeni bir gelişme bizleri stratejilerimizi düşünmeye itiyor.
Amerika'da bazı büyük şirketler, kendi yaptıkları işi ve amaçlarını, "Aracı olmadan tüketiciye nasıl
anlatırız?" diye düşünmeye başlamışlar. Bu düşünce kendi başına yeni bir şey değil tabii.
Örneğin, General Electric (GE) şirketi 1947 yılında kendisini tüketiciye direkt anlatmanın daha doğru
olacağını düşünmüş. Ve şirket bünyesine bir yazar almışlar, anlatım işini bir süre o yapmış. O yazarın
adı da Kurt Vonnegut'muş. Bu isimden anlaşılıyor ki, GE kendisini direkt anlatma işini hayli ciddiye
almış, buna önem vermiş.
Bu ihtiyaç hâlâ sürüyor. Birçok büyük şirket, kendini tüketiciye bir aracı olmadan, yani bir halkla
ilişkiler şirketi veya reklam şirketi devreye girmeden direkt anlatmasının daha doğu olacağını
düşünüyormuş. Yani bu şirketlerin artık bir içerik üretme sorunları var.
Böyle bir ihtiyaç olduğunu tespit eden bir girişimci, bu tespitinden yeni bir iş imkânı yaratmaya karar
vermiş. Ve Contently adlı şirketi kurmuş. Bu şirket, çok sayıda profesyonel yazarla iş başına anlaşmalı
olarak çalışıyor, gelen talebin, yazının niteliğine göre uygun yazarı seçip işi ona aktarıyor. Aracı ücreti
yüzde 15. Yazarlara da iyi para verilmesinden yana (bu şirketi şimdiden çok sevmeye başladım ben)
ve kelime başına 1 dolar ödüyorlarmış. Diyelim ki bir şirket kendisini müşteriye direkt anlatmaya karar verdi. Artık içerik üretmek için yazar aramasına gerek yok. Contently firmasıyla anlaşıyor, kendisini anlatıyor ve verilmesini istediği mesajı söylüyor.
Contently de anlaşmayı yaptıktan sonra bu işe en uygun olan yazarla temasa geçiyor ve işi ona
veriyor. İşi isteyen şirket, eğer dijital dünyanın imkânlarını da kullanarak videolu, fotoğraflı veya
audio'lu ayrı bir prezentasyon da yapmak isterse veya yazardan gelecek metni böyle süslemek
isterse Contently ona gereken teçhizatı, programı ve uzmanları kiralıyor. Böylece şirket, tüketiciye
kendisini direkt anlatma işini tamamen profesyonelce çözmüş oluyor.
Bu konuda kapsamlı bir yazı yazmış olan New York Times'ın medya yazarı David Carr, Contently'nin
bu yaptığı işin yakında çok tutacağını ve yaygınlaşacağını düşünüyor.
Haberiniz olsun, yeni kurulmuş olan Contently'nin yakın gelecek için yıllık gelir tahmini, 10 milyon
dolar olmuş.
Ben böyle bir işe Türkiye'de de ihtiyaç olduğunu ve markalı içerik yazabilecek iyi yazarlara bu
sektörde bazı iş imkânları açılacağını da sanıyorum.

Televizyon dünyasında yeni trend
ASIL işleri televizyon seyircisine tüketebilecekleri içerik üretmek olmayan birçok şirket, bu medyaya
giriş yapıyor. Televizyon ekosistemindeki yeni trend bu.
Intel'in ve Apple'ın televizyon programı üretip bunu izleyiciye dijital olarak ulaştırma planı (yani bir
yönleriyle televizyona da dönüşecekler) var. Bunlara en son Amazon katıldı. Çekimi halen süren
sitcom'u yakında Amazon sitesinden prime müşterilerine sunacaklar.
Amazon'un, kablolu yayıncılığın yaptığı işi kablosuz yapma işine girme kararını; televizyon dizilerini
internet üzerinden seyirciye ulaştıran Netflix şirketinin "House of Cards" ve "Orange is the New
Black" adlı özgün üretim dizilerinin başarısını, aldığı ödülleri ve kazandırdığı paraları gördükten sonra
verdiği söyleniyor.

Serdar Turgut
Türk medyasında beyin ölümü
05 Kasım 2013 Salı, 09:28:36 Güncelleme: 13:40:33
İNTERNETİN hâkim olmasıyla ve dijital âlemin katılımcı interaktif ortamında herkesin, hatta iki satır
twit atanın bile kendisini gazeteci olarak gördüğü bir global dünyada, gazetelerle birlikte
gazeteciliğin de öleceği tahminleri yapılıyordu.
Global düzeyde bu tahminin doğru çıkmayacağı çoktan belli oldu. Ayrıca yeni medya deneyleri
nedeniyle gazeteciliğin ölmeyeceği gibi yeni bir altın çağına girdiği bile söylenir oldu şu aralar.
Daha önceki kötümser tahminlerin tutmayacağı global düzeyde belli olsa da bu tahminin bir tek
Türkiye'de doğru çıkacağı görülüyor.
Bu ölümün nedeni ise internet ve yeni medya filan değil, bu ölümün asıl nedeni beyinlerimiz. 21 'inci
yüzyılda Türk kolektif beyninde yaşanan durgunluk ve gerileme hızı, dünya ortalamasının hayli
üstünde.
Global düzeyde hepimizi ortak etkileyen süreç şu: Bu yüzyılın başından itibaren yoğun olarak
kullanmaya başladığımız teknolojilerin ve medyanın insan beyninin işleyişini zaten radikal biçimde
değiştirdiği...
Bu değişim olumlu yönde değil. Yeni beyinler artık okuma yeteneğini tamamen kaybediyor ve
rasyonel düşünce üretmenin yerini duygularla düşünme almaya başladı. Yaratıcı düşünce üretmek
için gereken şartlar iyice ortadan kalktı.
Gerçekten yaratıcı, özgün ve farklı düşünce üretmek, bu yeni dünyada gittikçe zorlaşıyor.
Batı âleminde insanlar bu tehlikenin farkındalar. Beyin inceleme ve araştırma dalında yapılan büyük
atılımlar sayesinde 21 'inci yüzyıl beyninin, daha yaratıcı, daha orijinal, daha özgün düşünmesi için
nasıl eğitilmesi gerektiği yönünde çalışılıyor.
ABD'de Başkan Obama'nın direktifiyle "BRAIN" adı verilen bir devlet projesi bile başlatıldı. Amerika'nın en büyük uzmanları bu proje bağlamında bir araya geldiler ve Başkan Obama'nın, "Bizler yaratıcı düşünmeyi bilen bir ulusuz; yaratmaktan, yeniliklerden korkmayız. Bu yüzden yeni dünya
koşullarında bu avantajımızı nasıl sürekli kılarız, bunu ortaya çıkarmak için çalışmalıyız" diyerek
gösterdiği hedef doğrultusunda bu insanlar insan beyninin gizemini daha da çözmek ve yeni ufuklar
açmak için çalışıyorlar.
21'inci yüzyılın, dünyası her iş dalında dikkatleri çekmeyi beceremeyenlerin öleceği, silineceği bir
ortam. Bu her iş dalında böyle olduğu gibi özellikle medya alanında daha da geçerli. Büyük rekabet
ortamında dikkatleri çekmek, ancak insanlara özgün, farklı ve ilginç içerikler vermekle mümkün
olabiliyor.
Ülkenin lideri, var olan büyük soruna dikkat çektikten sonra Amerikan medya yöneticilerinin de bu
konudaki farkındalıkları arttı.
Amerikan medyasının her alanında ister gazete, ister televizyon, isterse internet sitesi olsun özgün,
farklı, yaratıcı içerik oluşturamadıklarında yaşanan rekabet karşısında öleceklerini biliyorlar. Tabii Türk
medyası da aynı koşullar içinde çalışıyor.
Ancak Türk beyninde var olan 21'inci yüzyıldaki gerileme ve durgunluk, medyayı da etkilemiş
görünüyor. Yaratıcı, farklı ve özgün olmak için hiçbir gayret gösterilmediği gibi aksine farklı olmaktan,
yaratıcı bir şeyler yapmaktan korkuluyormuş gibi de bir hava var.
Toplumun hızla dinselleşmesi, bunu destekleyenlerin bir tür ahlak zabıtalığına soyunmuş olmaları ve
yaratılan ortam, yaratıcı düşünceyi ve farklı olma gayretlerini tamamen ortadan kaldırdı.
Bir de Türkiye'yi açıklayıcı son derece bir başka hayati tespit de var.
Yapılan çalışmalar gösteriyor ki, insan bir işe girişmeden önce başka yerlerden onay ve fikir almaya
çalıştığı takdirde, o an yaratıcılık tamamen ölüyormuş.
Biliyorsunuz şu anda Türkiye, çok değişik yetkililerden birçok onayın alınması gerektiği bir ülke haline
geldi. Onay alanların her türlü yaratıcılığı ölse de onlar yine de yükseltiliyorlar. (Yandaş gazetecilerin
hayat tarzı bundan ibaret. Medya bu tür yazarla doldu.)
Yani zaten var olan koşullar her türlü yaratıcılığı ve özgün, farklı düşünceyi öldürücü haldeyken bir de
Türkiye'de onay alma zorunluluğu, ortada bir entelektüel felaketin oluşmasına yol açıyor.


Serdar Turgut
Medya, hikâyesini nasıl anlatacak?
15 Kasım 2013 Cuma, 09:32:54 Güncelleme: 13:33:03
MEDYA çalışmaları 21 'inci yüzyılın sosyal bilimler alanındaki en dinamik, en ilginç fikirlerin üretildiği
alan oldu. Bu da normal; çünkü hemen her kurumun, her tavrın bir değişim içinde olduğu bu dünyada
medya en hızlı değişen sektör halinde.
Ortaya atılan ve teori yapanların çoğu tarafından paylaşılan bir saptamaya göre, son 17 yılda medya
içeriklerinin tüketilme biçimindeki değişim, son 200 yılda yaşanan değişimden çok daha derin, çok
daha fazlaymış.
Anlayacağınız içeriği okuyan, kullanan insanlarda önemli bir değişim yaşanıyor.
Kolay değişmez sanılan beyinlerimiz hızlı ve radikal bir değişim içinde. Beynin işleyiş biçimindeki bu
değişme potansiyeline "neuro-plasticity" deniliyor. Şurası kesin ki 21 inci yüzyıl beyinleri, 20 nci yüzyıl
beyinlerinden farklı çalışıyor. Bu nedenle genelde orta ve üstü yaş insanlar tarafından sahipliği olan
veya yönetilen medyada bizler eskiden alıştığımız biçimde hikâyeleri anlatamayız.
Evet hikâye dedim, bizler hepimiz aslında hikâye anlatma işindeyiz. Burada "Bana hikâye anlatma"
tavrıyla ortaya konulan hikâye kavramına duyulan güvensizliği de aşmamız gerekecek. Burada sözü
edilen hikâye, palavra değil, hangi olayı ele alırsak alalım o olayın altındaki gerçekleri tüm boyutlarıyla
tüketiciye (okuyucuya/kullanıcıya) aktarmak bir hikâye anlatma işidir.
Medya ve onunla ilişkili halkla ilişkiler ve reklam sektörü şunu anlamak zorunda: Bizlerin eskiden
alıştığımız hikâye anlatma biçimleri artık geçerli değil. Onlarda ısrar ettiğimiz takdirde, kendimizi
değiştirmediğimiz zaman anlattığımız hikâye üzerinde ne kadar çalışılmış olunursa olunsun tüketici
tarafından anlaşılmayacaktır veya kabul edilmeyecektir.
Bir ara çok yoğun tartışılan "Acaba gazeteler ölüyor mu?" sorunsalı, temelinde eski medya diye
adlandırılabilecek gazetelerin eski hikâye anlatma biçimlerini yeni koşullara uydurmak üzere
değiştirmemelerinden kaynaklanmıştı.
Aralık ayında piyasaya çıkacak kitabım "Yeni Medya"da gazeteciliğin ölmediğini, tersine gazetecilik
açısından bir altın çağa girdiğimizi anlatıyorum.
Bu altın çağ çoktan başladı. Koşullara adapte olup kendimizi yenilersek bu altın çağ bizlerin de
gazeteciler olarak altın çağımız haline gelecek.
Beyinlerin artık değiştiğini ve eski hikâye anlatma biçimlerini yeni beyinlerin istemediğini, bunu
okuyamadıklarını, bunun yerine yeni hikâye anlatma biçimleri bulmamızın gerekeceğini göreceğiz ve
gazeteciliğimizi buna göre yapacağız.
Eski beyinler daha çok beynin rasyonel düşünceyi koordine eden bölümleriyle düşünüyorlardı. Eski
hikâye anlatma biçimleri bu şekilde düşünen beyinlere uygundu.
Yeni beyinler dijital devrimle değişmeye başladı. Artık beyinler daha çok duyguları koordine eden
bölümüyle veya eski beyin diye adlandırılan, bize ilkel insandan bu yana devredilen genlerimize
kazınmış, beynin davranışları koordine eden bölümüyle düşünüyorlar. İnternet ve dijital devrim
beynin bu bölümlerine hitap ettiği için son derece başarılı.
Eski beyin bilinçdışı davranışlarımızı yani hayatta kalmamız, gündeliği sürdürebilmemiz için gereken
her şeyi koordine ediyor. İlkel insanı düşünün; bu insan tabii ki okuyamadığından hayatı sadece
görerek anlamaya çalışıyor, gördüğü hakkında duygularıyla düşünmeye çalışıyor. Bu arada hızlı olan
her şeye karşı da duyarlı. Doğal ortamında ani bir değişiklik gördüğü an dikkati buna çekiliyor.
İnternet kuşağı da görerek düşünüyor, hıza takıntılı ve doğal ortamında veya gördüğünde yapılan
her değişiklik onun da dikkatini çekiyor.
Medya teorisyenleri eğer bu dönemde medyada başarılı olunacaksa görsellerle çalışan, hıza ve
sürekli değişime önem veren yeni medyalar yaratmamız gerektiğini düşünüyorlar.
Eski beynimizin de etkisiyle beynimizin işlem yapma gücünün yarıdan fazlası görsellikle ilgilidir. İnsan
beyninin 2 bin 500 adet resmi, aradan uzun zaman geçtikten sonra yüzde 90 doğrulukla
hatırlayabildiğini biliyoruz. Okuduğumuz bir metnin bir yıl sonra sadece yüzde 10 unu hatırlarken, bir
yıl aradan sonra gördüğümüz bir resmin ise yüzde 63'ünü hatırlıyoruz.
Öylesine karmaşık ve çalkantılı bir dünyada yaşıyoruz ki beynimizin ilgisini çekmeye çalışan çevre
faktörleri çok arttı. Ortalama bir beyne saniyede 11 milyon veri geliyormuş. Beyin mükemmeliyetçi
olduğundan, hepsiyle aynı anda hak ettikleri gibi uğraşamayacağından, bunların sadece 40 adedini
göz önüne alıyormuş, gerisini otomatik içgüdüsel tepkilerimizin oluştuğu eski beyne gönderiyor, göz
önüne aldığı bölümle de duygularla düşünüyormuş.
Bu yüzden görselliğe vurgu yaparak çalışan, içgüdüsel tepkilerimize hitap eden, hızlı değişen ve ilk
önce özgün olmayı başaran medya girişimleri başarılı olacak.
Instagram'ın yüzyılın en büyük iletişim kurma medyası olarak yükselen trend olması, beynin bu
görsellikle ilgili vurgusuyla ilgilidir. Ayrıca internette hızın çok önemli olması, sayfaların sürekli
yenilenmesine duyulan ilgi, kalıcı fikirler yerine gelip geçici, uçucu ve hafif enformasyonların öne
çıkması (buzzfeed sitesi bunun üzerine kendisine bir imparatorluk kurdu. Son olarak New York
Times'tan ustaları transfer etti), seks imalı haber ve görüntülerin, yemek fotoğraflarının daima ilgi
çekmesi, yeni beyinlerin eski beyin ağırlıklı yeni çalışma biçimiyle ilgilidir.
Bizler gazeteciler olarak hikâyeyi nasıl en iyi anlatacağımızı düşünürken
tüketicinin/okuyucunun/kullanıcının bu yeni durumunu, muhatap olduğumuz beyinlerin arzularını,
isteklerini göz önüne alarak hikâyeyi anlatma yöntemimizi değiştirmeliyiz. İçeriğimiz ne kadar sağlam
olursa olsun görsel kullanmadığımız veya audio olmadığı zaman, heyecan yaratan veya ilgi çeken
bazı sürprizler yapmadığımız zaman bu içeriğimize bakılmayacak.
Ayrıca bizler çizgi film, video oyunları ve televizyon sitcom'ları gibi farklı hikâye anlatma biçimlerini
gazeteciliğimizin ürünlerini anlatmak için nasıl kullanırız, bunları da artık düşünmemiz lazım.
New York Times dakikası
22 Kasım 2013 Cuma, 09:27:05 Güncelleme: 13:38:13
DİJİTAL devrimle işleyişi değişen insan beyni, yazılı metinlerden çok görsellikle anlatılan hikâyeleri
alıyor ve bunu arzuluyor. 21'inci yüzyılda değişen habercilikte görselin artan önemini fark eden New
York Times'a BBC'nin başından transfer edilen CEO'su Mark Thompson, patron Arthur Sulzberger'den
"Gazeteyi 21 'inci yüzyılda global bir süper güç yap" talimatını aldıktan sonra NYT'nin Yayın Yönetmeni Jill Abramson ile çok yakın çalışma düzeni oluşturup gazetenin eski kurumsal yapısını değiştirmeye başladı.
Değişimin temelinde, "yaratıcılık ve deneylerden korkmamak" prensibi yatıyor.
Thompson ve Abramson birlikte yeni medya düzeninde videolu dijital anlatım ve bilgisayar oyunlarına
özel önem veriyorlar. New York Times'ın bir bölümü çoktan film üretim merkezi gibi çalışmaya başladı.
Gazetenin çok da başarılı olan sitesinde son olarak "New York Times Minute" adı verilen bir uygulama
devreye sokuldu.
Siteye günde 3 defa konulan 1 dakikalık videolarla günün en önemli ve gelişen 3 haberi izleyicilere
anlatılıyor. Video yenilemeleri sabah, öğle ve akşamüstü yapıldığından önemli haberler ve gün içinde
yaşanan gelişmeler de tüketiciye aktarılabiliyor.
Siteye konulmaya başlanan bu videolar, mobil cihazlar için de formatlanıyor. New York Tiimes
yönetimi, mobil cihazlara gönderilen videolu anlatımların reklam alma potansiyelinin çok yüksek
olduğunu tespit etmiş ve gelecek stratejisinde buna önem vermiş durumda.
Mobil dünyada yükselişe geçen ve geleceği en çok etkileyecek olan akıllı telefonlara özgü içerik
üretiminde de Times atılım içinde. Akıllı telefona yollanacak dijital içerik için tamamen farklı bir reklam stratejisi ve reklam içeriği oluşturulması gerektiğinden bunun da arayışı sürüyor.
New York Times Minute, iş için veya gezmek için Mew York'a gidenlere tanıdık gelmesi gereken bir ad.
Şehre varıp odanıza çekildiğinizde televizyonu açar açmaz karşınıza çıkan "Kanal 1"de bu slogan sık
sık duyulur. Kanal 1, sadece yerel haberleri veren bir kanaldır. Bu kanalda sık sık "New York Minute"
adı verilen şehrin haberlerinin bir dakika içinde özetlendiği bölümler var.
New York Times Minute'un da bu televizyon programından esinlendiği kesin.

Aklıma geliverdi işte
YAKINDA tüm liderler meydanlara çıkarlar, alıştığımız yüz ifadeleriyle aslında fazla bir şey söylemeden
söylüyormuş gibi yapan sert konuşmalarıyla bizleri etkilemeye çalışırlar. "Bu anlamsız güç
gösterileriyle zaman öldürmek yerine acaba liderler akıllı ve yaratıcı insanlardan oluşan dijital
merkezler mi oluştursalar?" diye düşündüm.
Bu merkezlerde hakkında mesaj verilmesi istenen her konu hakkında güzel fotoğraflar bulunacak ve
bunlara en fazla iki cümlelik reklam sloganı gibi çarpıcı düşünceler eklenecek, fotoğraf altı yazılı bu
resimler ya internet ortamında viral hale getirilecek (Buzz Feed sitesinin her gün yaptığı gibi) ya da
gücü her geçen gün artmakta olan Instagram gibi medyalarda paylaşılacak. Ben eminim bu tür
kampanyaların toplam etkisi, meydanlardan sağlanananın çok üstünde olacaktır. Aklıma geliverdi,
ben de söyleyiverdim işte.

Soru işareti kalktı
21 'inci yüzyılda gazetecilik üzerine yazılan İngilizce kitaplarda yakın zaman öncesine kadar başlıklar
şöyleydi: "Journalism Next?.." Ama konu üzerine yazılan kitaplarda "next"ten sonra konulan soru
işareti artık kalktı, yani gazeteciliğin geleceği olacağı, hatta bunun çok parlak bir gelecek olacağı
üzerine bir uzlaşı var ve kitaplarda bu geleceğin nasıl olması gerektiği üzerine fikirler üretiliyor.
Konu Türkiye olsaydı, bu soru işaretini kaldırıp kaldıramadığımız henüz kesin değildi. Ama kısa süre
önce benim de konuşmacı olarak katıldığım "Brand Week" organizasyonuyla Habertürk medya grubu
farklı geleceği düşünmeye ciddi biçimde başladığının işaretini piyasaya verdi ve içimi mutlulukla
doldurdu.
Büyük devrim
21 Kasım 2013 Perşembe, 09:26:37 Güncelleme: 15:33:47
BUGÜN köşelerinin küçük alanında dokunulmazmış gibi oturan köşe yazarları, "Bir tek Tanrı'ya hesap
veririm" edasıyla medya yöneticiliği yapanlar, "Gazeteci olduk" diye en küçüğünden en büyüğüne
burnundan kıl bile aldırmayanlar, kendi hayat tarzlarının güvence altında olduğunu sananlar, "Böyle
gelmiş böyle gider" diye tavır takınanlar, aslında kendi kafalarında yaşatmaya çalıştıkları o dünyanın
nasıl da çökmekte olduğunu, nasıl da büyük bir dönüşüm içinde olduğumuzu görmüyorlar ya da
görüp korkudan görmezlikten geliyorlar.
Bugün global dünya, en azından feodalizmden kapitalizme geçiş yıllarında olduğu gibi, belki ondan da
büyük bir dönüşüm içinde. Nasıl yaşayacağımızın, nasıl hayatta kalacağımızın, hatta nasıl
düşüneceğimizin koşulları bile gözümüzün önünde değişiyor.
Bu büyük dönüşümün temelinde motor güç olarak medyada yaşanan değişim var. 21 'inci yüzyılda
medya ekosisteminde neyi nasıl okuyacağımız, nasıl eğleneceğimiz, özetle içeriği nasıl tüketeceğimiz
olağanüstü hızla değişiyor ve eski yıkılıp yerine yeni bir düzen kuruluyor.
Medyada başlayan bu büyük değişim, hayatın her alanını etkiledi. Medya değişmeye zorladığı bu
hayat tarafından daha da hızla değişmeye zorlanıyor.
Medyanın merkezde olduğu yepyeni bir yaşam, bir hayat tarzı oluşuyor. Bu sürecin dışında hiç kimse
kalamayacak. Bazılarımız adapte olacağız, uyum sağlayacağız. Bazılarımız da yok olma sürecine
kaçınılmaz olarak gireceğiz.
Ben hayatımın bu bölümünü, bu değişimi anlama çabasına verdim ve anladıklarımı da anlatacağım.
Gördüğüm kadarıyla şu andaki trendler şöyle:
1- Kâğıt baskı gazetelerin en fazla ortalama 5 yılı var. Yani 5 yıl sonra gündelik merkez medyalar
kâğıda basılmayacak. Belki bir tek bazı pazar gazeteleri veya birkaç tabloid gazete ortada kalacak.
2- Gazeteler sadece biçim değiştiriyor, ama kesinlikle ölmüyor. Gazeteleri kurum olarak dijital
dünyada yaşamanın yolları bulunacak, bunun için gereken ekosistemler kurulacak. Dijital dünyaların
ihtiyacı olan kaliteli, özgün içeriği sağlayabilecek tek kurumsal altyapı olan gazete kadroları bu yeni
oluşumda toplanacaklar.
3- Sadece yazı yazanlardan ve sayfa yapanlardan oluşan yazı işleri kavramı tarihe karışacak. Yeni
yazı işleri, yazı yazanların, görselliği hazırlayanların ve dijital içeriği sunanların yan yana çalıştığı
ortamlardan oluşacak.
4- Haber vermek aslında bir hikâye anlatma biçimidir. Can çekişmekte olan gazete yapılarının alıştığı
hikâye anlatma biçimleri artık ölüyor. Tüketicinin değişmiş beyinleri, kendilerine hikâyelerin değişik
biçimde anlatılmasını istiyor. Medya dünyasında herkes görsel hikâye anlatma biçimlerine konsantre
olacak. Video üretimi fotoğraflar ve bunların tüketiciye aktarılmasına yarayan yeni sistemler çok güçlü olacak. O dünyada, örneğin ben bir yazı yazarken bunun görselinin nasıl olacağını, ne tür videolar ve fotoğraflar eşliğinde anlatırsam yazının daha güçlü olacağını da düşüneceğim. Yazı işleri merkezleri, bugüne kadar alışık olmadıkları ölçüde yaratıcı düşünmek zorunda kalacaklar.
5- Yeni anlatım türlerinin bulunması için de yaratıcı düşünülecek. Örneğin, bu dünyada çok popüler
olan bilgisayar oyunlarının formatı kullanılarak haberleri ve yorumları anlatmanın yolları çoktan
araştırılıyor. Haberin oyunlaştırılması çok hızlanacak. New York Times, CNN, El Pais bu formatı çoktan
denedi. Özellikle Brezilya'da çok ilginç deneyler yapılıyor.
6- Yeni medyada hiçbir zaman linear, yani düz çizgisel anlatımlar olmayacak. Giriş, gelişme ve sonuçlu
anlatımların tüketiciler tarafından tüketildiği dünya çöktü. Artık okuyucular/tüketiciler hem içeriğin
üretilmesine katılmak istiyorlar, hem de bunun tüketimini paylaşmak arzusundalar. Yeni medya
dünyasında bu arzulara uyan sistemler üzerine çalışmalar sürüyor. "Open source reporting"de
gazetecinin kaynakları kapalı bir dünya olmaktan çıkarılıyor, kaynaklarda hem şeffaflık yaratılıyor hem
de okuyucunun bir kaynak olarak oluşan habere, yoruma katkıda bulunması isteniyor. İçeriğin
oluşmasına katkıda bulunmak isteyen yüzlerce-binlerce insanı bu sürece katmak için "crowdsourcing"
denilen yöntemle bu insanlar içeriğin oluşturulması sürecine çekiliyorlar.
7- Kaynak kullanımı ve içeriğin oluşturulması sistemi değiştiğinden içeriğin yazılma biçimi de
değişecek. İçeriği oluşturan, konuyu bilmediği, bilgisinin eksik oluğu yerde "Bilgi eksik" diyerek
yazısının o bölümünü daha sonra okuyucu tarafından doldurulmak üzere boş bırakacak. Buna
"Wikipedia türü habercilik" diyebiliriz. Nasıl ki dijital ansiklopedide içeriklerin bazı yerleri konuları
bilenler tarafından dolduruluyorsa, yeni dünyada içeriğin tümü böyle hep birlikte konuşularak birlikte
yazılarak çıkarılacak.
8- Bu yeni sistemlerin yanı sıra dilimiz de değişecek, yepyeni bir medya dili oluşacak. Kâğıt baskıya
uygun dilinizle akıllı telefona gönderilen içeriğe uygun dili bulmanız mümkün değil. Artık cümlelerinizi
farklı kuracaksınız. Kuralları değişmiş bir gramer dünyanız olacak ki yeni okuyucular sizi
algılayabilsinler.
9- Haberin oluşturulmasında ve tüketilmesinde kalabalıklar söz konusu olsa da bu yeni dünyada
olağanüstü bir bireyleşme yaşanacak. Bireyler habere kendi katkılarının ne olduğunu bilecekler.
Herkes kendisini bir yönüyle gazeteci, köşe yazarı olarak kabul edecek. (Clay Shirky'nin mükemmel
kitabı "Here Comes Everybody"yi tavsiye ediyorum.) İnsanlar içeriği tüketirlerken bunu interaktif
olarak yaptıklarından bireyleşme bu alanda da sürecek. Burada sadece özetini vermeye çalıştığım bu
büyük dönüşümün sonucunda "siyasi sistemler, ekonomi sistemleri, ahlak-etik gibi kavramlar nasıl
değişecek" burası henüz kesin değil ama kesin olan bir şey var, o da bu dünyada yaratıcı
düşünemeyen, beyin üzerine konulan yasakları reddetmeyen, özgür düşünmeyen, özetle kaliteli
biçimde bireyleşemeyen insanlara yer yok. Bunu sağlayamayan ve insanları sürü olarak görmekte
ısrarlı olan sistemler de çökecek.

Serdar Turgut
21’inci yüzyılda Tarkovski izlenir mi?
1.12.2013
Bence yaşayan en büyük İngiliz dili ustası yazar Geoff Dyer'in "Zona: A Book About a Film About a
Journey to a Room" adlı muhteşem kitabını okurken şu soru aklıma geldi. "Acaba çağımızda yeni
kuşakların, Tarkovski'nin Stalker filmini sonuna kadar sabırla izleyip anlamaları mümkün mü?"
Buna benzer kafamdaki bir başka soru da "Acaba artık Dostoyevski'nin Suç ve Ceza'sını baştan
sona tadına vararak okuyabilecek insan var mı?" oldu.
Artık maalesef Tarkovski'nin filmini izleyebilecek, Suç ve Ceza'yı okuyabilecek beyinler yok.
Tarkovski gibi yavaşlıktan, sakinlikten, sabit uzun çekimlerden sanat çıkarmış insanın filmi çağımız
insanın sabrını zorlar, onların sürekli değişen sahnelere, dinamizme alışmış beyinlerini isyan ettirir.
Keza artık hiçbir insan uzun yazı okuyamıyor.
Marshall McLuhan'ın 1960'lı yılların sonuna doğru ortaya attığı medya teorileri ve gelecek tahminleri
bir bir çıktı. Ben teorisi bu kadar sağlam ve geleceğe yönelik tahminleri bu kadar isabetli başka
teorisyen görmedim.
O 1967 yılında "Medium is the message" dedi. Yani "Araç mesajdır" söylemini oluşturdu. "Medya
içeriğini okuyucuya veya tüketiciye aktarmak için kullandığımız araç, içerikten çok daha esas
mesajı oluşturur" diyordu.
Burada kasıt, kullandığımız araçların, örneğin gazetelerin, radyonun, televizyonun bizleri farklı
biçimlerde değiştirdiğini ve verilen mesajları anlama, algılama biçimimizi etkilediğini söylüyordu
Marshal McLuhan.
Bugün kullandığımız araçların düşünme biçimimizi, beyinlerimizin çalışmasını ve hayat tarzımızı
değiştirdiği büyük bir devrim, bir altüst oluş yaşıyoruz. Buna benzer diğer devrim, dünyada 1445
yılında Gutenberg'in bulduğu baskı cihazının kâğıda kitlesel baskıyı yerleştirmesiyle olmuştu. O
dönemde de dünya büyük bir zihinsel devrim yaşamıştı..
Bugün bizler farkında olsak da olmasak da hepimizin beyinlerinin çalışma biçimi değişiyor.
Dijital devrimle birlikte "aracın mesaj olması" ilkesi tekrar devreye girdi ve beyinlerimiz eski
alışkanlıklarını terk edip yeni medyaya uyum sağlamaya başladı.
ARTIK OKUMUYORLAR Kİ: Kitap okuma alışkanlıkları üzerine çok araştırma yapıldıktan sonra aynı
araştırmacılar bir de ekranda okuma alışkanlıklarını incelemişler. Ekranda okuma yapılırken beyin
taramaları, göz taramaları yapılmış.
Ve uluslararası bir karşılaştırmalı araştırmaya göre, insanlar ekranda bir sayfa açtıklarında buna en
fazla ortalama 19 ile 27 saniye arasında bakıyorlarmış.
Almanlar ve Kanadalılar her sayfaya en fazla 20 saniye, Amerikalılar ve İngilizler ortalama 21 saniye,
Hintliler ve Avustralyalılar 24 saniye, Fransızlar ise 25 saniye ayırıyorlarmış. Üstelik bu oranlar, açılan
ekranda sadece yazılı metin olduğunda da değişmiyor. Hatta bazı durumlarda bu bakma süresi
aşağıya da düşüyor; çünkü sadece yazı olan ekranlarda insanların sabrı çabuk tükendiğinden daha
hızlı olarak başka sayfaya geçiyorlar.
Yapılan bir diğer araştırmaya göre, ekrana konulan her ilave 100 kelimeye okuyucu sadece 4.4
saniyesini veriyormuş.
En deneyimli, en hızlı okuyucular bile 4.4 saniyede sadece 18 kelime okuyabildiklerinden, tablet
ekranına konulan her ilave kelimenin sadece yüzde 18'inin okunduğu ortaya çıkıyor. (Jakob Nielsen,
"How Users Read on the Web" Alertbox, October 1, 1997.)
"Peki bu insanlar nasıl okuyorlar ki?" sorusuna Jakob Nielsen'in onca araştırmadan sonra verdiği
cevap "Okumuyorlar ki" olmuş.
İÇERİK-MEDYA ÇELİŞKİSİ: Biz okumayı, Dostoyevski'yi, Tarkovski'yi sevenler, bu yeni dünyanın
durumundan memnun olmayabiliriz, ama elimizde tek bir dünya var ve gerçeğimiz de bu. Biz
medyacılar olarak eski alışkanlıklarımızı, eski içerik sunuş biçimlerimizi sürdürürsek 21'inci yüzyılda
silinir gideriz.
Araç mesajını verdi ve bizlerin beyni artık değişti. Bizim işimiz, içeriğimizi aracın verdiği mesaja
uyduracağız. Duygularıyla düşünen, hızlı ve sürekli değişim isteyen, kısa anlatımlar, görsellik
arzulayan beyinlere hitap edecek en uygun içeriği oluşturmak için kafa yoracağız.
Kâğıt baskı gazetenin içeriğinin, tablet veya akılı telefon içeriğiyle aynı olamayacağı gibi tartışmasız
bir mantıki sonuç var elimizde. Bu gerçeğe uyum sağlamak için düşünce biçimimizi, yazı stilimizi ve

içeriği sunuş şeklimizi radikal biçimde değiştirmek zorundayız.
VBOOK: Neyse ki yeni medya sisteminde içeriğin nasıl olması gerektiği konusunda yapılmış bazı
çalışmalar var. Onları inceleyerek kendimize gelecekte medya çalışma yöntemleri planı çıkarabiliriz.
Romanlarda, sanal sayfalara video filmlerinin eklendiği çalışmalar var. Buna Vbook deniliyor. Siz
kitabın o sayfasını okuduğunuzda, isterseniz orada anlatılanların filmini de videodan
seyredebiliyorsunuz. Böylece okurken sıkılma ve ilginin dağılmasının önlenmesi amaçlanıyor.
KISA GÜZELDİR: Medya dünyasında ve reklam sektöründe, her konunun, her mesajın kısa anlatılması ilkesi hâkim artık. Mobil cihazlara içeriğin nasıl kısa yazılması ve hangi tekniklerin kullanılması üzerine kitaplar yazılıyor. (Şu anda okumakta olduğum kitap, "Online Journalism: Reporting Writting and Editing for New Media", yazarı Richard Craig.)
Videolu anlatımda da yeni kısa teknikler deneniyor. 5 saniyelik filmlerden oluşan siteler çıktı ortaya.
Bizler akılı telefonlara, tabletlere çok daldık, ama bu arada auidio anlatımın gücünü ihmal ediyoruz.
Amerika'da National Public Radio (www.npr.com) podcast'larıyla harika gazetecilik yapıyor, çok da
başarılı.
Radyolu veya podcast'lı anlatımlarda da kısalık esas oldu. Bir dakika içinde her şeyin aktarılması
yöntemleri üzerine çalışılıyor. (Mark Briggs, Journalism Next s.190.)
AKILLI TELEFON ROMANLARI: Japonlar çağımızın ruhuna uygun ilginç deneyler yapıyorlar. Ev
kadınları, akıllı telefonlarından güzel cümleler yazıp birbirlerine göndermeye başladılar. Bunlar bir
merkezde toplandı ve temelde cep telefonu mesajları olan bu cümleler birleştirilerek ortaya romanlar
çıkarıldı. Ve bunlar Japonya'da çok tuttu, bunların adına da "mahano i rando" deniliyor, yani akıllı
telefon romanları.
Bir ara Japon bestseller listesinde bunlar ön sıralarda yer alıyorlardı. Yani yeni hikâye anlatım
biçimleri, kısalık ve görselliğe vurgu yapan yeni tekniklerle yapılan bu tür deneyler gelecekte
gazeteciliğin nasıl yapılmaya başlanacağının ipucunu bize verecek. O gelecek de çok yakında (belki
de bugün), bunu da unutmayalım.















HİKAYE ANLATIMI


Slayttan sunumlar artık dinleyicileri etkilemiyor. İnsanlar çeşitli kaynaklardan bulabilecekleri bilgilerden çok değişik şeyler aktarabilen konuşmacılardan etkileniyor. Hikaye anlatıcılığı (story telling) da bu farkı sunuyor. Sunumun içine yerleştirilen hikayeler, hem dinleyiciyi çekiyor hem de akılda daha kalıcı oluyor.
Sunum yapmak birçok kişinin korkusu. Kalabalık önünde, herkes size bakarken bir şeyler anlatma fikri insanı tedirgin ediyor. Üstelik artık eskisi gibi powerpoint sunumlarla sayfalarca şey anlatmak da dinleyicilere sıkıcı geliyor. Sunum yapacak kişilerin, anlatacak bir şeyleri olanların daha farklı yöntemler bularak kendilerini dinletmeleri gerekiyor. Hikaye anlatıcılığı da (story telling) bu aşamada devreye giriyor. Eskiden olduğu gibi uzun metinleri slaytlara yedirerek yapılan sunumlar artık ilgi çekmiyor. Çünkü bu bilgilere internetten veya başka kaynaklardan ulaşmak çok kolay ve dinleyiciye de bir şey katmıyor. Fark yaratmak, dinleyicinin ilgisini ayakta tutmak ve akılda kalmak isteyenlerin izleyici karşısına daha değişik çıkması gerekiyor. Bu da slaytlardaki bilgiyle değil konuşmacının tarzıyla alakalı. Bunlar için belli başlı bazı kurallar var, fıkra anlatmak, film izletmek, görsellikten yardım almak gibi. Bu taktiklerin hepsinin amacının duyguya dokunmak olduğunu söyleyen DİEM Akademi kurucusu ve eğitmeni Didem Alpaylı Erdoğan, “Eskiden ne söylediğiniz değil nasıl söylediğiniz önemlidir derlerdi. Aslında ne söylediğiniz, nasıl söylediğiniz değil insanların aklında ne kaldığı önemli. Bu da duyguya dokunmakla oluyor. Duyguya dokunmanın ise iki yolu var. Metafor kullanmak ve hikaye anlatmak” diyor.
Yaratıcılık mantığın önüne geçmeli
Hikaye anlatıcılığı başta kulağa biraz ürkütücü geliyor. Sahnede bir oyun sergilemek, rol yapmak gibi teatral bir şey olarak düşünülüyor. Fakat burada amaç akılda kalmak. Asıl önemli olan şey, anlatılan hikayeyi bir yere bağlayabilmek ve konuşmaya entegre etmek. Erdoğan, şöyle bir örnek veriyor: “Konuşmadaki mesajım ne? Ekiplerime motivasyon vermek. Bunun için kolu sakat adamın hikayesini anlatacağım, sonunda da diyeceğim ki azim başarıyı getirir. Hikaye ve mesaj bağlanmazsa ‘aa ne güzel bir hikayeydi’ derler ve geçilir.” Gündelik hayatta sık sık hikaye anlatıldığını ama konu sunuma gelince işlerin karıştığını belirten Erdoğan, insanların özel, kişisel bir şeyler anlatma kaygısı yaşadığını söylüyor. Bu tarz anlatımlarda yaratıcılık ve doğaçlama öne çıkıyor.
Kes yapıştırla başlıyorlar
Hikaye anlatıcılığı eğitiminde de öncelikle yaratıcılığı ortaya çıkarmaya çalışıyorlar. İki günlük eğitimin başında katılımcılar kağıtlar ve yapıştırıcılarla bir kolaj yapıyor. Sonra kendileriyle ilgili metafor kullanmalarını istediklerini söylüyor: “Mesela kendilerini bir hayvanla özdeşleştirmelerini istiyoruz. Yaratıcı yanlarının ne ölçüde olduğunu anlıyorum, kendilerini ne kadar serbest bırakabileceklerini görüyorum.” Bunun dışında metafor kullanmalarını sağlayacak konular veriliyor ve egzersizler yapılıyor. Mesela bir katılımcıya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) çıkmış. Katılımcı da şu şekilde tanımlamış: “Bir çıkmaz sokağa girersiniz ya, o sokağın ucunda küçük bir tünel görürsünüz, AİHM o tünelden kaçıp kurtulabileceğinize inandığınız şeydir.”
Kitap okumuyoruz
Sunumda karşılaşılabilecek her duruma da hazır olmak gerekiyor. Mesela bir dinleyici cevabını bilmediğiniz bir şey sorabilir. Böyle zamanlarda bazı konuşmacılar ne cevap versem diye sahnede sıkılırken, bazıları ustalıkla kıvırabiliyor. Bunun için de doğaçlama gerekiyor. “O an aklıma gelmiyor, düşünemiyorum diyorlar. Aslında bunların hepsi linguistik aktivite dediğimiz şey yani beyin ve dilin koordinasyonu. Bu bir kas, herkeste var. Bazıları rahat davranıp bunu devreye sokabiliyor ve biz o kişilere hazırcevap diyoruz. Kimisi de 1-2 denemiş oluyor ya pot kırıyor ya daha fena oluyor vazgeçiyor, kimisi de hiç devreye sokmuyor. Bunun için de drama egzersizleri yapıyoruz.” Ben doğaçlamada iyi cümle kuramıyorum, aklımdakileri güzel bir şekilde aktaramıyorum diyenlerle sık karşılaştığını belirten Erdoğan, bunun nedenini az kitap okunduğu için kelime haznesinin zayıf olmasına bağlıyor.


GÜVENTÜRK GÖRGÜLÜ / PAZARLAMA 3.0

Bağlantı sağlayacak bir hikaye yaratmak
01 Kasım 2013 Cuma 01:00
Geçtiğimiz hafta perşembe günü (23 Ekim) dijital pazarlama ve etkileşim konusunda uzman isimler Digital Age Dergisi’nin düzenlediği Digital Age Summit 2013’te biraraya geldi.Konferansın teması “Engagement” yani müşterilerle bağlantı kurmaktı. İnternet ortamında ve özellikle de sosyal medyada müşterilerle bağlantı kurmanın yol ve yöntemlerinin tartışıldığı toplantıda, Schulich School’da Pazarlama Profesörü olan ve “Netnografi” kavramını literatüre kazandıran “Dijital antropolog” Robert Kozinets, “Engagement” kavramının “tüketiciler ve markalar arasında anlamlı, interaktif ve bir şeylere yol açan bir aktivite” olarak tanımlanması gerektiğini söyledi. Firmalar açısından müşteriyle “bağlantı” yaratmanın sosyal, yaratıcı ve üretken çıktıları olması gerektiğinin altını çizen Kozinets, tüketiciyle yaratılacak her bağlantının marka lehine olmayabileceğini, markaya büyük zararlar da verileceğini hatırlattı. 
Kozinets yeni dijital tüketiciyle bağ kurmak isteyen markaların bu tüketicinin özelliklerini iyi bilmesi gerektiğini söyledi. Yeni dijital tüketici, öncelikle dijital ağlarla kolektif katılımda bulunuyor. Bu nedenle markaların, tüketicilerle tek tek ilişki kurmaya çalışmak yerine bu ağları keşfedip onlarla etkileşime geçmesi gerekiyor. Yeni tüketicinin bir diğer özelliği ise hikayeleri sevmesi ve katılımını hikayeler aracılığıyla gerçekleştirmesi. Bu nedenle markalar açısından tüketiciye dokunan hikayeler yaratmak büyük önem taşıyor.  Bunun yanında yeni dijital tüketici tipi farkındalığa önem veriyor ve bu nedenle şeffaflık ve güven istiyor.  Ve tabii istediği bir başka şeyi, eğlence ve heyecanı da ihmal etmemek gerekiyor. 
Kozinets, tıpkı arılarla fazla uğraştığınızda sizi nasıl sokarlarsa tüketicilerle de fazla uğraşmanın pek fayda getirmeyeceği görüşünde. Arıların bal yapması için nasıl uygun ortamı yaratmak önemliyse, insanların da size faydalı bir şeyler yapması için uygun ortamı sağlamanız yeterli. Bir dinleyicinin sorusunu yanıtlarken, bağlantıya yol açacak bir çıktı yaratmak için, istenen çıktının her toplumun kültürel yapısı ve alışkanlıklarıyla da uyumlu olması gerektiğinin altını çizen Kozinets, Amerika'da insanların yaygın olarak video ürettiklerini, buna karşılık Türkiye'de belki şiir yazmayı tercih edebilecekleri örneğini veriyor.
Sosyal medya istatistikleri üzerinde çalışan Çek Cumhuriyeti merkezli Socialbakers'ın CEO’su ve Kurucu Ortağı Jan Rezab ise, 2009'da bir Facebook kullanıcısının takip ettiği ortalama sayfa sayısının 5 olduğunu, 2013'te ise bu sayının 50'ye çıktığını belirterek içerikle pazarlama konusunun önemine vurgu yaptı. İçerikle birlikte sosyal medya reklamlarının ve “sosyal müşteri hizmetlerinin” önem kazandığını belirten Rezab, sosyal medya ortamında müşterilere cevap vermenin artık vazgeçilemez olduğunu söyledi.
Sorulan sorulara veya bildirilen şikayetlere en geç 24 saat içinde cevap verilmesi gerektiğini anlatan Rezab, günümüzde bu süreyi on dakikaya kadar indiren firmalar olduğunu belirterek bazı sektörlerde bu uygulamaların hala çok zayıf olmasını anlayamadığını ifade ediyor. Rezab'ın paylaştığı verilere göre sosyal müşteri hizmetlerini en iyi kullanan sektörlerin başında finans geliyor, onu havayolları ve telekom takip ediyor. En az kullanan sektörler ise,  otomotiv, alkollü içecekler ve elektronik firmaları olarak sıralanıyor.Türkiye'de ise finans sektörü yine başı çekiyor, ancak havayolları yüzde 70'lik ortalamayla beşinci sıraya düşüyor.
Pazarlamayı, hikaye, trend ve motivasyonun bir fonksiyonu olarak gördüğünü söyleyen Coca Cola'nın interaktif Pazarlama Müdürü Yüce Zerey ise sosyal ortamda doğru kişilere ulaşmanın ve doğru hikayeyi anlatmanın önemine dikkat çekti.
Vikipedi veya Facebook, Twitter gibi sosyal medya ortamlarında içeriğin toplam kullanıcıların yüzde biri tarafından yaratıldığını, yüzde 9'luk kullanıcının bu içeriğe bir şekilde katkı sunduğunu, geri kalan yüzde 90'ın da tamamen tüketici olduğunu söyleyen Zerey, bağlantı yaratabilmek için her markanın kendi yüzde birini bulması gerektiğini ifade ediyor.  İyi bir hikayenin unsurlarını da sıralayan Zerey, bir hikayenin önce bir problemi çözmesi gerektiğini, bir kahramanı olması ve bir ortamda geçmesi gerektiğini belirterek, hedeflediği insanlara uygun, sade, samimi, konuşan-konuşturan (marka stratejisiyle entegre ve kendi kendine yayılabilen) ve elbette bir de sonu olan hikayelerin iş yapacağını söylüyor.
Digital Age konferansında son oturumları “Dijital Çağda İçerik Yönetiminin Kuralları” kitabının yazarları Ann Handley ve C.C. Chapman gerçekleştirdi. Kitaptan ve Handley'den geçen yılki konferans sırasında uzunca söz etmiştim. İçerikle pazarlama konusunda yeri geldikçe yine bu ikiliden söz etmeye devam edeceğiz.











İÇERİKLE PAZARLAMA AKSİYONLARI

Aksiyon 1: yayıncı gibi davranın
Aksiyon 2: İçerik sunumunu tek formatla sınırlı tutmayın
Blog yazıları, makaleler, raporlar elbette önemli, ama video, podcast (sesli yayın), infografik, webinar (web üzerinden canlı seminerler) slayt gösterilerini ve benzerlerini de unutmamak gerekiyor. Ancak video veya diğer formatlar kullanılsa bile, bu yöntemde temel bileşenin bloglar olduğu da unutulmamalı. Çünkü diyor Michael Aagaard, “İnsanlar bloglara alışkın ve Google da blogları seviyor”.
Aksiyon 3: içeriği izleyiciye iletirken konuyu değişik açılardan, değişik derinliklerde ve değişik formatlarda sunmak gerekir
Aynı konu başlığı altında olsa bile, değişik insanların ilgisi, konunun değişik yönlerine ve derinliklerine yoğunlaşacaktır. Kimi konunun yalnızca genel bir özetiyle ilgilenirken, kimi de şu ya da bu yönde derinleşmek isteyecektir. Tilton bu nedenle içeriği izleyiciye iletirken konuyu değişik açılardan, değişik derinliklerde ve değişik formatlarda sunmak gerektiğini söylüyor ve bunun için bir dizi örnek sıralıyor:
- Aynı raporu parçalayarak birkaç blog yazısı haline getirin.
- Rapordaki çeşitli sayıları tweet atın.
- Raporun belirli bir kısmını “en iyi örnekler” vb. ayrı ve kısa bir bölüm haline getirin
- Yayına paralel olarak konunun özünü anlatan bir webinar, podcast veya sunum oluşturun.
- Sunumunuzu YouTube veya SlideShare gibi online platformlarda paylaşın
- Rapordaki istatistikleri ayrı bir infografikte özetleyin
Aksiyon 4: İçerik müşterileri satın alma yolunda ilerletmelidir
İçeriğin geliştirilme amacının potansiyel müşterileri alıştırmak ve ilerideki satın alma davranışı için hazırlamak olduğuna dikkat çeken Tilton, içeriğin müşterileri satın alma yolunda ilerletmesi gerektiğini düşünüyor:
“Bu nedenle ürettiğiniz içerik aynı zamanda tartışmaları da alevlendirmelidir. Örneğin yayınladığınız bir rapor hakkında satış temsilcileriniz  Linkedin veya müşterilerinizin bulunduğu
başka yerlerde konunun çeşitli yönlerini ele alan tartışmalar başlatabilir…”
Aksiyon 5:  içeriği izleyiciye iletirken konuyu değişik açılardan, değişik derinliklerde ve değişik formatlarda sunun
Stephanie Tilton ise işin sunumla ilgili bir başka yönüne dikkat çekiyor. Aynı konu başlığı altında olsa bile, değişik insanların ilgisi, konunun değişik yönlerine ve derinliklerine yoğunlaşacaktır. Kimi konunun yalnızca genel bir özetiyle ilgilenirken, kimi de şu ya da bu yönde derinleşmek isteyecektir. Tilton bu nedenle içeriği izleyiciye iletirken konuyu değişik açılardan, değişik derinliklerde ve değişik formatlarda sunmak gerektiğini söylüyor ve bunun için bir dizi örnek sıralıyor:
- Konuyla ilgilenen değişik konumdaki kişilerin soru işaretlerini cevaplamak için aynı araştırma raporunun değişik varyasyonlarını oluşturun.
- Aynı raporu parçalayarak birkaç blog yazısı haline getirin.
- Rapordaki çeşitli sayıları tweet atın.
- Raporun belirli bir kısmını “en iyi örnekler” vb. ayrı ve kısa bir bölüm haline getirin
- Yayına paralel olarak konunun özünü anlatan bir webinar, podcast veya sunum oluşturun.
- Sunumunuzu YouTube veya SlideShare gibi online platformlarda paylaşın
- Rapordaki istatistikleri ayrı bir infografikte özetleyin
Aksiyon 6:  İçerik için doğru konu başlıkları bulun.
Stephanie Tilton’ın dikkat çektiği bir başka nokta ise içeriğin esas olarak izleyicileri anlayarak ortaya konması gereği. İzleyici kitlenin ve potansiyel müşterilerin sorunlarını ve endişelerini anlamak, konu başlıklarını da kendiliğinden ortaya çıkartıyor. İzleyiciden gelen her soru yeni bir başlık açıyor. Özellikle B2B pazarlamada satın alma döngüsünün her aşaması, ayrı bir konu başlığı olarak karşımıza çıkabiliyor.
Michael Aagaard da şirketin bu başlıkları belirlemek için pek çok kaynağa sahip olduğunu düşünüyor. Örneğin, satış ekibine “En fazla karşılaştığınız beş soru nedir?” dendiğinde zaten üretmeniz gereken içeriğin ilk başlıkları ortaya çıkıyor. Diğer yandan çalıştığınız sektörde veya pazarda yaygın olarak sorulan bu tür soruları yanıtladığınızda, bu soruları web üzerinde arayan kitleye de ulaşmış oluyorsunuz.
Aksiyon 7:  : “Yaptığınız işi, sorunu nasıl çözdüğünüzü anlatın ve asla bir şey satmaya çalışmayın.”
Bunun yanında içerikle pazarlamada izleyici için bir değer yaratmak son derece önemli.  Aagaard, yaptığınız işle ilgili sorunlardan ayrıntılı olarak söz etmek yerine, yaptığınız işin tam olarak ne olduğunu anlatmanın faydasına dikkat çekiyor: “Yaptığınız işi, sorunu nasıl çözdüğünüzü anlatın ve asla bir şey satmaya çalışmayın.”
Aksiyon 8: İçeriği çalışanlarla birlikte oluşturun.
Tilton da içeriği çalışanlarla birlikte oluşturmanın önemine dikkat çekiyor. Örneğin, satış ekibiyle oluşturduğunuz içerikle bir hikaye anlatmanız gerekiyor ve aynı hikayenin satış temsilcileri, saha mühendisleri ve müşteriyle yüz yüze gelen her kim varsa onlar tarafından da benimsenmesi anlatılması gerektiğini söylüyor.
Aksiyon 9: İçeriği satın alma aşamalarıyla eşleştirin
İçerik formatları ve fikirlerinin ötesinde, satın alma süreci, özellikle de B2B satın alma süreci karmaşık döngülerden oluşur. İçerikle ilgili beklentiler genellikle bu döngüler içindeki belirli aşamaları bulmaya yöneliktir. Stephanie Tilton içeriğin, “satın alma döngüsünün değişik aşamalarında ortaya çıkan soru işaretlerine bir cevap vermesi” gerektiğini söylüyor.
Araştırmalar da müşterilerin belirli aşamalar için belirli içerikleri diğerlerine tercih ettiğini gösteriyor. Örneğin ilk aşamada, konuyu anlatan öğretici makaleler, e-kitaplar, raporlar tercih ediliyor. İlerleyen aşamalarda, anlatılan yaklaşımın gerçekten çalıştığına dair kanıtlar aranıyor ki, bu aşamada vaka incelemeleri veya uzman raporları önem kazanıyor. Son aşamada, yani satın almaya doğru giden süreçte ise bir çözümün diğerine göre üstünlüklerini karşılaştırmak isteyen müşteriler, bunu sağlayacak araçlara ihtiyaç duyuyor. Bir deneme veya yatırım geri dönüş hesapları gibi araçlar bu aşamada tercih ediliyor. Tilton, müşterilerinizin başarı öykülerinden bahseden yazıların, sunduğunuz yaklaşımla ilgili kanıt arayan potansiyel müşteriler için çok daha değerli hale geldiğini söylüyor.
Aksiyon 10: İçerikle pazarlamanın trafik yaratma stratejisinin bir parçası olduğunu unutmayın
İçerikle pazarlamanın merkezinde, markanızın çevresinde bir liderlik algısı yaratmaya yönelik olarak potansiyel müşterilerinizi çekecek kaliteli enformasyonun yer alması gerekir. Michael Aagaard, tıklama başı reklamlar veya e-posta yoluyla satışın devam etmesi gerektiğini, ancak içeriğin bunlardan farklı bir güç yarattığını anlatıyor.
Aksiyon 12: Bir yayıncı gibi düşünün ve bir içerik takvimi oluşturun
Tilton, içerik oluşturmanın tek kerelik bir alıştırma olmadığının altını çiziyor ve pazarlamacıların tıpkı bir yayıncı gibi düşünmeleri gerektiğini vurguluyor. İçerik üretiminin iyi çalışan bir makine gibi yapılması gerektiğinin altını çizen Tilton’a göre pazarlamacılar içerik için de bir üretim programı hazırlamalı.
Aagaard da, içeriğin belirli konularda deneyime ve birikime sahip olmalarına rağmen, şimdiye kadar bunu yazıya dökmemiş iç kaynaklardan geleceğine işaret ederek bir program oluşturmanın önemini vurgulayarak kısa bir eylem planı veriyor:
- 10 ayrı çalışana içerik oluşturma görevi verin.
- Her birinin uzmanlık alanı ve yapabilirlikleriyle ilgili konular belirleyin.
- Her konu için birer başlık ortaya çıkartın.
- İçeriğin her parçasını üretecek çalışanlarla program ve içerik konusunda mutabık kalın.
- Bir yazı işleri takvimi oluşturun ve teslim sürelerini belirleyin.
- Yazma konusunda çok deneyimli olmasalar da ortaya çıkan yazıları düzeltin.
- Sonuçta 10 ayrı konu üzerinde size birkaç ay yetecek kadar içeriğe sahip olun.
Aksiyon 13: İçeriği ücretsiz düşünün
Eski zamanlarda birilerine bedava bir şeyler vermenin iyi bir strateji olmadığı düşünülürdü. Ancak Aagaard’a gör e o günler çok gerilerde kaldı. Bugün bir şeyleri bedava dağıtmak, pazarlama
bütçesini değişik bir şekilde kullanmak anlamına geliyor. Aagaard, içerikle pazarlamanın da tıpkı internet reklamları, açıkhava mecrası ve başka faaliyetlere benzediğini söylüyor:
“Birilerine bir şeyler satmaya çalıştığınız zaman direnç gösterirler. Ama sunduğunuz içerik gerçekten birilerinin işine yaramışsa size güvenirler.”
Kaynak:  E7) İÇERİKLE PAZARLAMANIN 7 TAKTİĞİ
http://www.dunya.com/icerikle-pazarlamanin-7-taktigi-2-149708yy.htm           Posted on 09/1 0/2012 Güventürk Görgülü



Yeni üretim biçimi, içerik arbitrajı ve yayın yönetmeni
02 Aralık 2013 Pazartesi, 09:27:32 Güncelleme: 13:32:48
GEÇİŞ dönemlerinde, yeni üretim biçimleri oluşurken alıştığımız bazı kavramlar eskir, yok olmaya
doğru gider.
Feodalizmden kapitalizme geçiştede aynen bu oldu.
Yeni üretim biçimi kendisine uygun sınıflar tanımlarken işbölümünü de radikal biçimde değiştirdi.
Bugün de bildiğimiz anlamda kapitalizmden çıkıyoruz. Ne yazık ki sosyalizm gelmiyor,
yerine gelene ya yeni bir ad vereceksiniz ya da Ernest Mandel'in kavramıyla "geç kapitalizm"
(spatkapitalismus) diyeceğiz.
İlk önce medyayı değiştirmeye başlayan yeni teknolojiler, üretim süreçlerini de değiştiriyor. Eskiden
ekonomi bilimi (buna Karl Marx da dahil) ülke ekonomileri temel alınarak oluşturulurdu. Artık üretim
globalleşti; işçi, patron ve sömürü kavramları değişti. Şimdi bir genç İstanbul'daki odasından bile
çıkmadan bulut teknolojisini kullanarak kendisine birkaç ülkeyi içeren bir mal üretimi zinciri kurabilir ve bunun pazarlamasını ve dağıtımını da farklı ülkelerden yapabilir. Tabii bu tür süreçler ekonomi
biliminin kavramlarının da yeniden yazılmasını getirecek.
Medya da bir üretim süreci. İçeriklerin oluşturulması ve bunun tanıtımı ve pazarlaması işidir medya.
Üstelik bu da global düzeyde gerçekleşebiliyor artık.
Geçiş dönemlerinde bazı kavramlar eskir demiştim ya, şimdi de bu oluyor. Sömürü, sınıf, Marksizm
artık eskimiş kavramlar. Medyada da yazar kavramı değişiyor, en çok da medya yönetimi değişiyor.
Ben artık "yayın yönetmeni" kavramına nostaljik duygularla yaklaşıyorum. Bu da üzüyor beni, çünkü
yayın yönetmeni benim kızmaktan hoşlandığım bir kavramdır. Gazetecilik yaşamımı bir yayın
yönetmenini öldürmek düşüncesiyle geçirdim. Bu düşünceyle hayatımı tükettim denilebilir, kendim
yayın yönetmeni olduğumda da intiharı düşünüyordum. Artık bu duygular olmayacak. Bildiğimiz
anlamıyla yayın yönetmeni kavramı ortadan kalkıyor artık.
Üretim süreçlerindeki değişim medya üretimini de değiştirdi. Artık eskiden olduğu gibi yazı işleri çeşitli merkezlerden akan haberleri toparlayıp yayın yönetmeninin son kararına sunmayacak. Hangi
medyada olursak olalım içerikler böyle oluşmayacak.
Çünkü artık tek bir merkez yok. Çok merkezli yaşamdayız artık. Elinde akıllı telefon olan herkes bir
gazeteci, blogu olan hatta sadece twit atan herkes bir yazar. İçeriği oluşturan kaynaklar eskiden
olduğu gibi bilinen, alıştığımız süreçlerden akmıyor üretim biçimi değişti; artık hedeflediğimiz içeriği
oluşturmak için elimizde çok farklı ve zengin kaynaklar var.
Görev tanımı değişecek. Yayın yönetmenleri artık içerik arbitrajcısı (content arbitrage) ya da içerik
aracısı (content broker) olarak çalışacaklar.
Profesyonel medya kadroları içerik üretecekler tabii ki, ama Twirtter'dan, bloglardan, yerel
kaynaklardan (hiperlokal sitelerden) akıllı telefon aracılığıyla sesini duyurmaya çalışan amatör
gazetecilerden de içerikler akacak. Fotoğraf, audio ve video da gelecek. Sonunda içerik arbitrajcısı
hedeflenen kalitedeki içeriği hangi kaynaklardan en iyi, en ucuza alabileceğini kararlaştıracak. Maliyet
çıkarılırken içeriğin satış fiyatı da belirlenecek. Aynı anda reklamcılarla da içeriğe uygun reklam metni
yazmaları için anlaşmalar yapılacak. Sonuçta nihai içerik arbitraj yoluyla ortaya çıktığında gelir akımı
ve masraflar, reklamı da belirlenmiş olacak.
Bu tür çalışacaklara aynı zamanda "content broker" denmesinin anlamı da açık; çünkü çeşitli
kaynaklar arasında arbitrajı yapan yetkili aynı zamanda aracı (broker) işlevi de görecek. Bu tür
süreçlere akışların parasallaştırılması deniliyor (monetisation of streams): Üretim süreçleri değişirken
ekonomi bilimiyle birlikte iş yönetimi bilimi de değişecek tabii ki... Birkaç yıl içinde ekonomi derecesi
veren tüm üniversitelerin ve business management mastırı veren tüm yüksekokulların ders
programları, kitapları baştan sona değişecek.
Dijital âlemde Ken Doctor adlı bir adam var. Hayır bu takma ismi de değil. Yeni medya üretim
süreçlerinin ekonomisine çok kafa yoran, kitaplar yazan, konferanslar veren bir kişi.
Onun "Newsonomics" adlı kitabını tüm patronlara, yöneticilerine ve tabii ki artık okumaya karar
verdikleri takdirde tüm gazetecilere tavsiye ediyorum.
Bu yeni düzende içerik üretiminin ekonomisi üzerine düşünmek için gelecek mayıs, büyük ihtimalle
New York'ta, "Stretch Your News Budget with User Content" semineri düzenlenecek.
Bu arada New York Times, Chicago haberlerinde, orada bürosu olmasına rağmen Chicago News
Cooperative adlı bir içerik üretim grubundan içerik satın almaya başladı. Blogculuk Seattle'da çok
canlıdır. "Seattle P-I" adı altında bütün lokal bloglar bir bünyede toplanıp konulara göre toparlamalar
yapılıyor ve bunu kullanıcılara pazarlamaya çalışıyor.
Bugünlerde birçok dijital yayında fotoğrafların altında kaynak olarak "Creative Commons license"
kelimelerini görebilirsiniz. Bu, hiçbir ajansa veya medya kuruluşuna bağlı olmadan çalışan bağımsız
fotoğrafçıların bir araya gelip yayın haklarını koruma altına aldıkları bir yeni oluşum.
Olan bitenden haberdar olmak için "www. newseconomics.com" sitesine de bakabilirsiniz.
Marksizm artık eskiyor olabilir ama Marksist yöntem hâlâ daha geçerli. Üretim süreçlerindeki
değişimle birlikte toplumlarımız, hayat tarzlarımız, yaşama ve üretme biçimlerimiz, yapabileceğimiz
işler de tamamen değişiyor. MGK kararlarını tartışır, "Cemaat mi AKP mi?" diye kafa patlatırken
Türkiye bu büyük değişim sonunda küme düşebilir.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder